Anasayfa  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Reklam  |  İletişim  |  Künye  |  Site Haritası
 
video

Ramazan Ayı Düşünceleri

Emanet BY
08 Eylül 2012 - 19:00
Okunma : 2418
Yorumlar : 0

Alnımız secdede bulsun bizi her lâhza ezan Ve hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan Zikrimiz Arşı geçip fecre kadar yükselsin Mâveralardan ümîd ettiğimiz ses gelsin (Faruk Nafîz Çamlıbel)

Dünyanın en güzel ülkesinde yaşıyoruz.
Yurt edindiğimiz topraklarda atalarımızın emeği, alın teri, kanı, canı var.
Onlar geçmişi bütün değerleriyle yaşadılar; bizler için bir başlangıç oldular.
Vâdeleri yetince 'Fâtiha'larla; kekik, iğde ve gül kokularıyla bu topraklara gömüldüler...
Vatan adlı bu coğrafyada soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun, yediğimiz aşın
kıymetini iyi bilmeliyiz. Ekonomik, sosyal, kültürel, moral değerlerimize sahip çıkmalıyız...

Üç aylar derken, mübârek gecelerden sonra Ramazan ayına kavuştuk...
Millet olarak yaşantımıza renk katan Ramazan ayının maddî, manevî güzelliklerinden
yararlanmaya; iç dünyamızda kutlu bir yolculuğa çıkmaya; günâhlarımızdan arınmaya çalışacağız...

Zaman akıp gidiyor...
Ömrümüz bazen sevab, bazen günâh bulvarından geçerek tükeniyor.
İnsan -ister istemez- maziye özlem duyuyor...
Eski Ramazanlar daha görkemli yaşanıyordu.
Zira odak noktasında insan, 'insanlık' vardı.
Birlik, beraberlik, dayanışma ruhu vardı.
Toprağa, ağaca, karıncaya bile ulu nazarla bakılırdı...
Büyüklere özenerek hevesle, şevkle tuttuğum yarım günlük 'tekne orucu'nu aşıp,
ilk kez tam gün oruçlu olduğum Ramazan gününü dün gibi hatırlıyorum.
Açlığa, susuzluğa dayanma gücüm ve oruç tutma başarımdan dolayı hâne
halkı beni dakikalarca ayakta alkışlamışdı...
Seferberlik yıllarını yaşamış, göçmen (muhâcir) olmak zorunda kalmış nur yüzlü
kuvvacı 'nene'min, sevab kazanmak niyetiyle gün boyu defalarca beni sırtına alıp
gezdirdiğini; sabır abidesi rahmetli babamın yüzündeki nuranî huzuru ve mutluluğu
asla unutamam!...
Tabiî, bana ödül olarak verilen rengârenk horoz şekerlerini de!...

Şirazlı Sadi anlatıyor:
"Erişkin olmayan bir çocuk oruca niyetlendi.
Binbir zahmetle ancak kuşluğa kadar tutabildi.
Kalfası oruçlu olduğunu görünce okula götürmedi.
Babası ve annesi öpüp okşadılar, başına altın ve badem saçtılar.
Öğleye doğru midesi kazınmaya başladı.
Kendi kendine,
'Birkaç lokma yesem gizlice, annem babam nereden bilecek?' diye düşündü...
Açlığını bastıracak kadar yedi bir köşede.
İftara değin kendisini oruçlu gösterdi çevresine.
Ailesine yaranmak için tutmuş oldu orucu.
İster yiyerek tut orucu; istersen abdestsiz namaz kıl.
Allah'tan korkmadıkca kimseden utanmazsın.
Çocuk, çocukluk gereği babası için tutabilir orucu.
Sen kulluğu insanlara hoş görünmek için yaparsan çocuktan daha akılsız olursun.
Çıktığın yol Allah'a çıkmıyorsa eğer;
Yarın seccâdeni cehenneme sererler."

Ramazan rahmet, mağfiret, günâhlardan kurtuluş ayıdır.
Bu ayda ibâdetlerimiz, yakarışlarımız zirveye ulaşır; manevî dünyamız zenginleşir.
Peygamber Efendimiz(sav) ne güzel buyurmuş: "Bu ayı oruç tutarak,
ibâdet ederek ve hayır için harcamada bulunarak geçirenlere ne mutlu! "
Hz.Mevlânâ der ki,"Ey gönül!...Oruçlu iken Allah'a misafirsin; s
ana gökyüzü sofrası yakışır!..."
Ahmet Yesevî Hazretleri de," Hakk'a yakın olayım dersen ibâdet eyle "
öğüdünde bulunur...
Azerbaycanlı şâir Âşık Elesger'in;

"Hakk bize gönderib delîl-i âyet,
Oruc tut, namaz kıl eyle ibâdet." bercestesi bu mübârek ayda
kendimize çeki düzen verip, sıradanlaşan yaşantımızı yeniden anlamlı kılmanın
yolunu anımsatmıyor mu?...

Ramazan sabır ve hoşgörü ayıdır aynı zamanda.
Oruçlu insan kötülük yapamaz.
Dilini kem sözlerden korur. Kalb kırmaz; kin tutmaz; küs durmaz.
Oruç tutmayanlar, tutamayanlar oruca ve oruçluya saygı göstermek hatta yardımcı
olmak duygusuyla hareket ederler. Oruçlular da oruçlu olmayanlara karşı bağnazlığı,
ham yobazlığı ellerinin tersiyle iterek, engin hoşgörü ile yaklaşırlar...

"Bir kere gönül yıktınsa,
Kıldığın namaz değil.
Yetmiş iki millet de,
Yüzünü yumaz değil."

"Ben gelmedim dava için; benim işim sevi için.
Dostum evi gönüllerdir; gönüller yapmağa geldim." diyen;
bize nefsimizi yenmeyi, gerçek âşkı, ana dilimizi öğreten Yunus gibi sevgi dolu;
"Hadi yaramı sarmaya merhemin yok.
Yalandan da olsa gönül alamaz mısın? " diyen;
büyük gönül mîmarı Hz.Mevlânâ gibi hoşgörülü olmak gerçekten zor mudur?...

Ramazan bereket, bolluk ve şenlik ayıdır.
Caddeler, sokaklar daha canlı, renkli olur.
Işıl ışıl yanan kandiller, mahyalar âdeta içimizi aydınlatır.
Evlerde bambaşka bir heyecan ve telâş yaşanır.
İftar dâvetlerinde; kılınan terâvih namazlarından sonra eş-dostlar bir araya
gelip, tavşan kanı çayların eşliğinde en koyu sohbetlere dalarlar.
'Baba Erenler' diye söze başlayıp, Bektâşi fıkralarından örnekler sunmak,
birkaç Ramazan manisiyle sohbetlere renk, güzellik katmak edebî bilgi,
beceriye sahip olmayı gerektirir...

Bektâşilerin Allah'a(c.c) inançları tamdır.
Onların yüreğinde korku değil, sevgi vardır.
Bektâşi fıkraları toplumsal eleştiri niteliğini taşır.
Din kardeşlerinin ekonomik, sosyal, kültürel sorunlarını öne çıkarırken,
asıl amaç dinî değerleri inkâr etmek değil; dindaşların samimiyetsiz,
sahte, iki yüzlü, istismârcı, bağnaz tutum ve davranışlarını tenkit etmektir:

"Bektâşi çok çekmiş yobazla
bağnazdan
Nice kördüğümler çözüp
sınavlar vermiş.
Günde kırkının sırtını
yere sermiş.
Açmaza getirince bilinir suçu
Diye hödüğün biri sormuş
Bektâşi'ye:
'Baba, hangisini seversin
oruçla namazdan?'
Bektâşi yapıştırmış karşılığını
şıp diye:
'Namaz sizin olsun, severim
yendiği için orucu!' "
**
"Hatırı sayılılardan biri,
namaz, niyâz sohbetinde,
Bektâşi'ye sorar, iğneli azıcık:
'Borcun var mı, erenler?'
'Var ya köşedeki bakkala
on liracık...'
'Yok canım öylesi değil,
namaz borcun diyecektim de...'
Bizimkinin iğnesi
çuvaldızdan beter:
'Ha, bak onu Tanrı
sorabilir ancak;
Senin soracağın bakkal
çakkal borcudur' der."
(Bektâşi Dedikleri & Metin Eloğlu-Oğuz Tansel)


Ramazan lâtifesi, Bektâşi fıkraları v.s. bu aya renk,
ahenk katan kültürel değerlerimizdir.
Yoksa, Üstâd Necip Fazıl'ın kulluk bilinciyle dediği gibi, elbette bu ay:

"Karagöz seyri değil, gözyaşı dökme ayı;
'Bilinmezi bilirler', bilseler ağlamayı..."

İşte asıl mesele, bilinmeze doğru çıkacağımız kutlu yolculukta ayağımızı
toprağa sağlam basa bilmekte!...
O'nun tövbe ve râhmet kapısına her zaman sığınmaktan; ümidvar olmaktan
başka çâremiz mi var?!...

 
  Yorumlar


Henüz kayıtlı yorum yoktur ....

icon BAYBURT REHBERİ
icon Önemli Telefonlar icon Siyaset icon Tarihçe
icon Vakıf ve Dernekler icon Coğrafi Yapı icon Ekonomi
icon Gezilecek Yerler icon Şairler icon Spor
icon Dede Korkut icon Sanatçılar icon Türküler
icon Kitaplar icon Yemekler icon Barlar
icon Yerel Kıyafetler icon Bayburt Taşı icon Oyunlar
icon Nöbetçi Eczaneler icon Sağlık icon Eğitim

 Köşe Yazıları
 
 Foto Galeri
 
 Video Galeri