Anasayfa  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Reklam  |  İletişim  |  Künye  |  Site Haritası
 
video

Din ve Tarih Şuuru

Selim ÇORAKLI
04 Eylül 2012 - 16:43
Okunma : 2175
Yorumlar : 0

Geçmişi bilmeyenin geleceği olmaz. Geleceğini iyi kurmak isteyen milletler çok diri bir tarih şuuruna sahip olmak zorundadırlar. Bu anlamda bir milletin ömrü tarih hafızası ve şuurunun kuvvetiyle doğru orantılıdır. Ona göre uzar veya kısalır.

Dünü bilmeyenin, dünün ilim ve kültürüne uzak olanın bugünü izah edebilmesi ve yarını düşünebilmesi tasavvur olunamaz. Hem de her
açıdan böyledir bu... Tarih bilmeyen, tarihi şuura sahip olmayan ne
siyasetin, ne ekonominin, ne felsefenin, ne kültürün, ne hukukun ne de
sosyolojinin değerini anlayamaz. Böyle bir noktadaki insan bütün
sosyal ilimlerin kara cahili olarak kalmaya mahkûmdur.

Geçmişten iyi ders almak ve geleceği o dersin ışığı altında
yönlendirmek geçmişi çok iyi değer yargılarıyla ölçüp biçmeye ve
değerlendirmeye bağlıdır. Bu anlamda tarihe, ne bir olaylar yığını ne
de geçmiş zamanda meydana gelmiş hadiselerin bir hikâyesi olarak
bakılamaz. Tarihe, devletlerin yükselmesinin ve yıkılışının
sebeplerini anlamak için öğrenilmesi gereken bir ilim olarak bakmak
kaçınılmaz bir hakikattir.

Tarihin içinde saklanan esas mana ve şuur, onu incelemek, olaylar hakkında derinlemesine tahlil yapmak, düşünmek, araştırmak ve
hadiselerin esaslarını inceleyip bilmekten ibarettir. Bundan dolayı
tarihi, şeref ve hikmet içine dalmış bir ilim olarak görebiliriz.
İnsanoğlunun fıtratında uyuşma-küllenme istidadı vardır ve imtihanları
daha ziyade bunun için rahatlama dönemlerinde kaybederiz. Yine zora
düşmeden bazı nimetlerin kıymetini bilmeyiz. Önce nisbi rahatlama,
sonrada uydurma sıkıntılar ve kaygılarla elimizdekini kaybettikten
sonra aklımız başımıza gelir. İnsan bu noktada fikren ve fiilen
hakikatten uzaklaşır. Bu hale düşmemenin yegâne çaresi iyi bir din ve
tarih şuurunu canlı tutmaktan geçer.

Tarih, yarım ve eksik kalanı mükemmelleştirmek için yapılan meşru bir araştırmadır ki, bütün medeniyetler bu sağlam ve yıkılmaz temel
üzerine kurulur ve hayatiyetini devam ettirir. Zaten başta da
değindiğimiz gibi bir milletin ömrü de tarih hafızasının kuvvetiyle
doğru orantılıdır. Ona göre uzar veya kısalır.

Tarih şuuru aynı zamanda geçmişi geleceğe bağlayan bir köprüdür. Bu
köprüyü kurup hakkıyla koruyamayan milletlerin karşı sahile geçme gibi
bir şansları oldukça azdır ve hatta imkânsız gibidir. Bugün maalesef
bir tarih şuuru yoksunluğu/yoksulluğu ile karşı karşıya bulunuyoruz.
Daha dün denecek kadar yakın zamandaki tarihimizden bile haberimiz
yok. İletişimin alabildiğine kısıtlı olduğu bir dönemde üç kıtaya
hükmeden bir geçmişe sahibiz ve daha bunun nasıl yapıldığından bile
haberimiz yok. Bırakın haberimiz olmasını, bize kadar ulaşmış tarihi
eserlere bile sahip çıkamıyoruz / çıkmıyoruz. Tarihi tecrübelerimizden
istifade etmediğimiz için de, dün bize uşaklık edenler, atımızın
üzengisini öpenler, bugün emir vermekte ve istedikleri gibi
yönlendirmektedirler.

Tarihi tecrübeden istifade etmek demek onu tekrarlamak demek değildir.
Tarihin içinde zuhur eden olayların sebep ve sonuçlarını iyi tahlil
etmek ve buradan çıkarılan ders ile geleceğe yön vermek tarihi
tecrübeden istifade etmenin en geçerli yoludur. Bugün tarihi tecrübeyi
maalesef "gericilik" sayıp görmezden gelen bir kısım çağdaşlar da
mevcuttur. Hâlbuki "çağdaş olmak" demek tarihi inkâr etmek değil,
aksine tarihten yeterinde istifade ederek geleceğe yönelmek ve milleti
diğer milletler içerisinde layık olduğu yere çıkarmaktır.
Tarihi tecrübe ondan istifade etmesini bilenlerin "zihni" ve "sosyal"
gelişmelerini hızlandırır ve geliştirir. Zaten bu anlamda tarihten
hakkıyla istifade etmesini bilmek bir şuur işidir.

Geçmişimize ait her sözü, her düşünceyi, her hatırayı hakkıyla
inceleyip, onu geleceğe yönelttiğimiz bir ışık haline getirmeye
mecburuz. Atalarımız bunu yaptıkları için üç kıtaya ve yeri düvele
hâkim olmuş, insanlığa insanlık ve medeniyet getirmiştir. Ne zaman ki
bu değerlerden uzaklaştıksa, o zamanda diğer milletlere el açar duruma
geldik. Yeniden atalarımızın o şaşaalı günlerine kavuşmak istiyor
isek, ciddi bir din ve tarih şuuruna sahip olmalı ve bu şuurla
geleceğe yönelmeli ve dünü bugünle, bugünü de yarınla içice yaşayarak
geleceğe kök salmalıyız. Milletimizin yaşaması bir anlamda buna
bağlıdır.

İyi bir din-tarih şuuruna sahip olduğumuz an, tarihi şuura çıkan
yollar bütün ihtişamıyla önümüze açılacak ve biz o muhteşem caddede
üveyik gibi kanatlanıp insan olma, neticesinde de milletler içinde
beşaret almış millet olma vasfını kazanacağız. Bunun için geç
kaldığımızı biliyoruz ama zararın neresinden dönülürse kardır.
Bugünden itibaren tarihimize yeniden sahip çıkıp, ondan aldığımız
tecrübe ve ışıkla geleceğimize yönelmeliyiz. Buna her şeyden daha çok
muhtacız.

 
  Yorumlar


Henüz kayıtlı yorum yoktur ....

icon BAYBURT REHBERİ
icon Önemli Telefonlar icon Siyaset icon Tarihçe
icon Vakıf ve Dernekler icon Coğrafi Yapı icon Ekonomi
icon Gezilecek Yerler icon Şairler icon Spor
icon Dede Korkut icon Sanatçılar icon Türküler
icon Kitaplar icon Yemekler icon Barlar
icon Yerel Kıyafetler icon Bayburt Taşı icon Oyunlar
icon Nöbetçi Eczaneler icon Sağlık icon Eğitim

 Köşe Yazıları
 
 Foto Galeri
 
 Video Galeri